27 Ekim 2019 Pazar

ne var ne yok? - onbeş

melaba lan. özlemişim yazmayı. iki sene olmuş bi de son yazıyı yazalı. hayvan gibi şeyler birikti ama du bakalım yazabilecek miyim.. hayde bismil..

"o kadar attın tuttun evlilikle ilgili, gittin evlendin.. nooldu y.rraaaam??" dediğinizi duyar gibiyim. ben olsam ben de öyle derdim. sıkıntı yok, askerlikle ilgili de atıp tutuyodum. askere de gittim.. böyle de karaktersiz, yüzsüz.. neyi yapmam dersem bil ki yapma ihtimalim var.. smallozzy'nin gözünden ben ve kendimi gömme vakti gelmiş de geçiyo gibin.. ya da boşver lan.. kime ne.. çok da s.kinizde sanki.. 

o diil de neler neler oldu lan iki senede bi bilseniz.. hiçbirini de anlatmıycam burda ama uf yani neler oldu.. aşşırı çok şeyler oldu böyle ne biçim.. hey gidi.. 

bu doktora bitmez hacı.. 

o diil de louis ck geri dönse mi artık? (linçleriniz için numaratörden sıra alın gençler.. biz sizi ararız..)

louis in yokluğunda iyi ekmek yedin gervais.. afiyet olsun paşam.. humanityler, after lifelar.. hadi taam sen de iyisin taam.. ama bi louis diil.. louis başka.. louis can.. 

louis yazması ne zor lan. lui bildiğin ama işte ecnebi dili bu.. okunduğu gibi yazılmiyi.. "okumıycaksan sonuna neden koyuyon o s harfini??".. sığır argümanı kontenjanından.. idare ediverin.. 

evliliğin en zor yanı evliliğe giden süreç (düğün, nişan, nikah, kına vs.. mezhebine göre.).. evlendikten sonrası rahat akıyo.. evlenmeyi düşünenlere tavsiye verebilirim.. (s.ktir lan, senden mi evlilik tavsiyesi alıcaz, sökük! dediğinizi duyuyorum yine bak.. çok ayıb. b ile. ayıb. evet.)

askerliği de bedelli yaptım. tavsiye verebilirim ama vermiycem. gitmeyin amk. ne işiniz var. ya da gidin lan. yanmasın bedelli hakkınız tamam. 20 gün zaten hemencecik geçiyo.. (yalanını s.ksinler.. saniyeleri saydın lan askerdeyken her gün.. kimi kandırıyon..)

erzuruma gideceklere önerim de şu. cağ kebabı yiyin dönün. başka da bişe yok zaten. çağ diil yannız şunu bi düzeltelim artık. yıl oldu bilmem kaç hala çağ diyen var.. cağ lan cağ. caağnım ülkem der gibi.. caağğ!

cağ kebabının isminin doğru telaffuzu üzerine aşırı yükselmiş gibi oldum gereksiz yere. bana ne lan. et işte. yiyin.. güzel bişe çünkü.. (insert -vegan duyarı- here)

internet çok garip bi yer. yutub hele. inanılmaz. her şey var. her şeyi öğrenebiliyosun yutub sayesinde. üstelik beleş. gerçi premiyum itelemeye çalışıyo yutub da artık ama neyse. kedi videosu izlenen bi yerdi sadece yutub. televizyonun yerini aldı netflixle beraber. dev tv yapımcıları da yutuba içerik çekiyo artık. (içerik çekmek.. aşşırı zorlama tınlamıyo mu lan..) nerdeeeen nereyeeee..

yaşlı gibi internet övdüm lan durduk yere.. içimdeki yaşlıya engel olamıyorum.. help..

yıllar sonra tekrar futbol takip etmeye başladım.. beştaşla oynıycak gassarayımız. löy löy löy.. 

bu futbol takibimi cm01-02 efsanesine dönüşüm izledi. hayvan gibi menejerlik oynuyom ama gassarayda arif fln oynuyo.. sol bek ergün penbe fln. ikibinbir ikibiniki sezonu lan.. bin yıl olmuş.. 
tsigalko.. 

peki steam üzerinden sürekli oyun alıp alıp hala 20 yıl öncesinin oyunlarını oynuyo oluşuma kaç puan? hiroz üç, mayt en mecik 6, cm 01-02, lotr bfme.. vallahi yaşlandım lan.. "nerde o bizim gençliğimizdeki oyunlar" demenin modern hali.. çelik çomak öven dede gibi oldum olum.. biri beni silksin.. 

joker izledik demin hanımla.. (oha hanım diyo).. aşırı iyi bi film lan. hiç betmen izlememiş biri olarak ahkam kesmiycem ama yani hakkaten çooooook uzun zamandır ilk defa sinemaya gidip verdiğim bilet parasına yanmadığım bir film izlemiş oldum.. izleyin bence.. (betmen fanboylarından dayağı da buraya doğru alalım..evet hiç betmen izlemedim.. 3..2..1..Fight!..)

aaa geym of trons vardı dimiii.. azalarak diil hemen bitti lan koca seri.. 8-9 sene bekle bekle, s.kip atsınlar 5 bölümde caağnım diziyi... istanbulda ÇAĞ kebabı yemek gibi bişey.. la sie!..

la sie; pariste bir cafe adı gibi lan.. çaktırmadan küfüre bayılıyorum.. camını sildiğimin lisanı.. 

o diil de bu geçtiğimiz iki sene bana hayatı çok da s.klememek gerektiğini öğretti sanırım.. hiçbir şeyi aşırı ciddiye almadığınızda depresyonlar azalıyo, hayattan keyif almaya başlıyosunuz.. inanılmaz klişe film dizi ana temaları da vardır ya, yarın bi gün ölücez, yaşamaya bakalım, keyfini çıkaralım diye.. bunu gerçekten idrak edip içselleştirdiğinizde (kelimeye gel.. almanca sanki odunumun kelimesi..) kafalar ferahlıyo..  seikilos boşuna mı yazmış kaçbinyıl önce mezar taşına.. .. alıntı yapıcam sandınız dimi.. kendiniz bulun lan.. gugıl elinizin altında.. hayret bişey.. tembel herifler..

asıl yüce odin düşmanımı bir sığırla tartışmak zorunda bırakmasın.. tükenirsin.. 

bu arada kara delik fotoğraflandı, yapay dnadan canlı hücre üretildi, her şeyin teorisi diye bilinen zımbırtı neredeyse kanıtlandı, voyacır güneş sisteminden çıktı çıkıcak ama hala inanılmaz veriler gönderiyo, mars kolonisi işi epey ciddiye bindi, kuantum bilgisayarları işlevli hale geldi, ve daha neler neler.. bilim ne güzel şey lan.. 

bi önceki yazıda dünyanın en sığ demokrasi tartışmasını yapmışım kendi kendime.. bu yazıda da dünyanın en sığ politikıl korrektnıs sorusunu soruyorum.. biri yanıtlasın allasen.. farzedelim benim yaşadığım bölgede suçların yüzde doksanbeşi kırmızı sakallılar tarafından işleniyor.. bu bilgiye sahip birisi olarak, yolda yürürken kırmızı sakallı gördüğümde temkinli davranmam beni ırkçı yapar mı?.. de hayde buyrun.. 

bi tane de trivial soru: sağolsun kardeşim kabak koyunda tatildeyken aşağıdaki soruyla beynimi yaktı.. ben yandım, siz de yanın amk.. dünya dönüyor, güneş sistemi dönüyor, samanyolu galaksisi de hareket halinde, samanyolunun içinde olduğu galaksi kümesi de sabit değil, gözlemlenebilir evrende tüm nesneler birbirinden uzaklaşıyor veya biririne yaklaşıyor.. bu kadar hareketin olduğu ortamda geceleyin yıldızlar binlerce yıldır nasıl sabit? sorusunu bile tam soramadığım bu konuda biri beni aydınlatsın kafayı yiycem lan.. yok mu allahını seven bi ateyiz.. açıklasın.. 

cards against humanity edindik.. özgütüm sağolsun evlilik hediyesi getirmiş.. aşşırı eğlenceli lan.. yalnız acilen tr versiyonunu yapmak lazım.. "during sex, I'd like to think about..." cümlesini "Vladimir Putin" ile doldurmak yeterince komik elbette.. ama insanın bi "mahmut tuncer" yapıştırası geliyo.. içimiz türk.. 

munchkin oynayın gençler.. hatta genel olarak kutu oyunu oynayın eş dostla bir araya gelip.. yaş gelip geçince eş dostla biraraya gelemiyon eskisi gibi.. eş dostla birlikte geçirebileceğiniz zamanınızı değerlendirin yaani.. eş dost mühim.. eş dost güzel.. 

beş tost daha güzel ama tekte yenmez.. kavurma kaşarlı yap üçünü.. uu beybi.. 

tavuklu sebzeli nudıl yapıp çubuklarnan yiyoz evde lan.. aceyib bişi.. bildiğin tavuklu makarnanın sebzelisi ama işte çıbıknan yiyon.. denişik gibin oleeyo.. ben düz adam sami bu arada.. nays tu mit yu.. haa soya sosu bi de.. evet.. 

ciddi tespit: ülkemizin en büyük problemi, açık ara farkla, iletişim problemidir. nokta. 

yazıyla nokta yazınca cümle sonuna daha bi ciddi gibi oluyo.. yılma zözdil stayla..

yeni ayfon onbeşbin teeleeeden satılıcak.. 7 aylık asgari ücret.. hey gidi.. 

üstteki hesap hatasına takılmayın. sözelciyim.. 

yazdıkça açıldım sanki.. bişeyler daha anlatıcaktım ama unuttum.. sen de çoktan sıkıldın muhtemelen.. oldu o zaman. şeyaparız sonra.. 

cinsiyetçi küfür duyarını da şööyle alalım efem.. degajeme dooru.. 

siyu!









2 Mayıs 2017 Salı

ne var ne yok? - ondört

melebalar efem.. bikaç bişey var yazmam gereken.. hayde bismil..

iki küsür senelik ağır depresyonun sonuna geldik. yapımda ve yayında emeği geçenlere Loki ayak oyunları yapsın, Thor evlerine çekiçler salsın.. cümle düşüklüğü yapmadan beddua edemedim lan..

dev itiraf: sörvayvır izliyorum.. baya kim gitmiş, kim ne kazanmış, ödül neymiş fln.. hep biliyorum bunları.. bi insan kendinden nefret ede ede niye yapar bişeyi anlamak mümkün değil.. beyin boşaltmaya ihtiyacı var bünyenin demek ki.. kısa sürecek büyük ihtimal ama yine de bikaç haftalığına da olsa sörvayvır takip etmiş biri olacağım bundan sonra.. hiçbir şey eskisi gibi olmayacak artık bence.. du bakalım..

referandum yorumum: "son özgürlükler beyler.. kapatıyoruz.. "

geçen yazıda baya tırampın başganlığını öngörmüşüm lan.. aday tıramp baya komikti ama başgan tıramp güldürmüyo.. kuzey korenin delisiyle dikleşiyollaa şu ara.. hani biz ilk okuldayken pek de parlak olmadığını düşündüğümüz, liseli boşbeleş işler uzmanı erkek öğrenciler olurdu, tek yaptıkları böyle teke gibi kafa kafaya verip "kimsin lan sen?" şeklinde birbirlerinin gebete'sine bakmaktı.. aynen o durum şuan.. Kim vs Trump.. diğer yandan tabi 5-e ve 5-g sınıflarının tırto delikanlıları olan esed/esad/eset/esat, tayyör, ruhani, barzani kendi aralarında atışıyollaa.. kimle tıramp çıkışta kavga organize ediyo gibi şuan.. bakalım aşşaa maaalle desteğe gelecek mi.. merakla bekliyoruz..

bir aliağaoğlu efsanesi daha yayıldı bi süre önce feysbuka.. "onları kullanan benim malım" diyerek insan taciri olduğunu açık etti sanırsam.. bibisi'ye verdiği röportajda hem de.. siz haala gidin "ağaoğlumayvörld", "ağaoğluyarakkule", "ağaoğluistanbuluskertecekbinalarsilsilesi" projelerine para yatırın.. "üçmilyon dolar verecek, keyfime ortak olacak.. attım gitti hepsini.." .mınoğluesteban..

asıl sıkıntı bu herifçioğlu değil aslında.. bu ve bunun gibiler niyeyse "halktan biri" olarak kabul ediliyo artık.. geçerliliği var herifin.. sığırlığı "ne var canım. o da halktan biri, öyle bi insan.. avropaya yamanmıyo işte.. delikanlı.. adam gibi adam.. " fln gibi seksistin dibi, zerre akla mantığa uymayan cümlelerle övünülecek bişey haline getirdik ülkecek.. recep ivedik halk kahramanı olup fikir babasına milyondolarlarla beraber hayvan gibi itibar kazandırırken, recep ivedik kılıklı insan yığını ilber ortaylı'yı "elitist bu.. heea cahilim emuğagoyum, sağa mı soracığam" diye itin g.tüne sokuyor.. buna da "halkın iradesi" deniyor.. niyeyse dünyanın neredeyse tüm ülkelerinde bu halkın iradesi denen meret, nerde sığır faşo varsa ona meylediyor.. akıl alır gibi değil vesselam..

asıl olay, bu elitist diye küskülenen kesim, kendi oyununda mağlup oldu, bunun ceremesini çekiyoruz.. kitleleri yönetmek için demokrasi diye bişey çıkarıp yüzyıllarca güzel düdükleyip güttüler milleti.. fakat millet demokrasi oyununu kurallarına göre oynayarak elitistleri oyun dışına itti.. bkz. tayyör, tıramp, bıreksit, vs... şimdi elitistler "ama oylar çalındı.. böyle bişey olabilir mi" fln diye kıvranıyor.. oldu bile anam.. seçim gecesi saat 11.30 civarı "erzurumda demokrasi şöleni" diye altbaşlık gördü bu gözler.. peheey..

baya herkesin okumasına açık blogda dünyanın en sığ demokrasi tartışmasını yaptım lan kendi kendime.. özgüvene gel..

dev yaşlandım lan.. bildiğin yetmişlik amca gibi sürekli çocukluğu anımsamalar, "biz gençken" ile başlayan cümleler kurmalar, oturup kalkarken bel ağrısı kaynaklı "ııh" sesi vermeler havada uçuşuyor.. bi sonraki adım ölüm korkusuyla namaza niyaza başlamak heralde.. anlatırım sonra "gençken biz de ateisttik evlat.." diye.. olay oraya gelirse ağzıma fırıncı küreğiyle vurmak serbest dostlar.. biri beni silksin.. (hiç "leyla ile mecnun" izlememiş adamsın, diziden referans vermeye utanmıyo musun? sigigit!.. )

o diil de ne güzel serin serin takılıyoduk, bir anda gıyaaamet gopiyi gibi oldu, güneş ateş ediyo lan.. lazer silahı gibi, yakıyo doğrudan.. dövme sildirmeyi düşünen varsa koşarak güneş altına tutsun dövmeli yerini.. silinir bence..

ayrıca kış boyu "yeter, bit artık soğuklar, yaz gelsiiin" şeklinde sitem edenlerle ben ağustosta birer çay içmek isteyecem karşılıklı.. güneşin çatında sadece yarım saat oturucaz ama.. kaçmak yok.. gölge yapabilen şeyler hariç her türlü önlem serbest.. kremlenin gelin.. hodri meydan..

bi daha da kışı boklayanın alnını karışlarım.. net..

gereksiz gerginlikler listesi yaptım;
"lan? bana küs mü bu?",
ingilizce klavyeli telefonla "sıkıldım" yazmak,
alakasız vakitte, alakasız instagram arkadaşının fotoğrafını yanlışlıkla layklamak,
"asansörde kamera var mıydı lan acaba?",
kapı ağzında edilen yüksek sesli küfrün hemen ardından kapıyı açıp komşuyla karşılaşmak,
mecburi muhabbetlerin birinde ansızın asla yapmayacağın şeylerin vaadinde bulunmak,
aşırı güvenlik önlemi alınmış bi yere girerken beliren "üstümde bomba mı var lan acaba?" paranoyası,
misafirlikte sıçmak zorunda kalmak...

iyice kafayı yedim..

"pandispanya", ispanya'da pandik yeme ile ilgili çirkin bir kelime oyunu gibi sanki.. bilemedim..

peki her yere patır patır açılan ve raflarının önünde orgazm yaşatan pastaneler varken ben bu kiloları nasıl vericem hafız? tartolet.. uu beybi..

okulun bitmesini bekleyen bebelere sevindirici haber seyyar tezgahlarda boy göstermeye başlayan erikten geldi.. o eriği gördün mü son viraja geldin demektir genco.. sık dişini.. karne hediyesi olarak söz verilen bisiklet yerine, s.ktirname alacağın için, göz açıp kapayıncaya kadar köydeki dedenin elini öperken bulacaksın kendini.. sen haala otur kantır oyna sabaha kadar..

şahsen benim yaz habercim köşedeki karpuzcu abi.. eebeşten bizim eve doğru giderken sol köşede bir karpuzcu var.. boş arazinin köşesinde.. onun tezgahında karpuzlar belirdi mi anlarım ki yaz geldi.. gece yarısı tepsiye doğranan karpuz dilimleri çok uzak değil artık.. misafirliğe gittiğinde çay yerine karpuz ikramı an meselesi..  eve misafir geleceği haberi gelir gelmez "lan bi tanesi de sarı kavun getirse keşke" düşünceleri akılların köşelerinde yerini almaya başladı.. nem var nem.. nalet gelsin..

eskiden dondurmaydı yaz habercisi.. dört mevsim dondurma yeniyor artık. bi numarası kalmadı dondurmanın.. çocukluğumdaki ucuz ve tırto bakkal dondurmasını özledim lan.. güzel dondurmacı bulmak resmen meziyet.. yakına biyere tırt pastane açılsa da dondurmasına çöksek.. peheey.. (her cümlede "dondurma" yaz ki daha da kötü anlatım olsun.. dil fakiri dondurmacı senii.. lann?!?!.. bak haalaa?!)

geçen tivide zaplarken ("zaplamak" kadar da havalı bir fiil.. yersen..) denk geldim.. bir bilgi yarışmasında "schrödinger'in kedisi" deneyiyle ilgili bir soru vardı.. sunucu soruyu sorduktan sonra "umarız kedinin başına kötü bişey gelmemiştir" dedi. baya ciddi ciddi dedi bunu.. sevimli bir hayvansever edasıyla farazi bir felsefi deneyde geçen kediye acıdı adam.. beynini gıdıkladığımın..

nooldu sosyal medya? bu sunucuyu niye itin g.tüne sokmadın? niye viral olmadı bu adamın videosu? hımm.. şırödingerin kedisini severken çekilen fotoğraflar tiitii olmadı diye şeyapmadın demeek.. anladım tatlım.. şu ara götü açıp manzara fotosu atmakla mşglsn sanırım.. tmm..

"emoji" de akıllara dönemin emolarının sürdüğü ojeleri getirmiyor değil.. tam bilemedim yine..

"yaşlandığımda teknolojik aletleri kullanırken torunlar benle t.şşak geçmesin" en büyük endişelerimden biri.. up to date kalmaya çalışıyorum sürekli ama yetişemiyorsun ki üstadım.. sınep atmak diye bişey var mesela.. daha haala mantığını, sebebini, sonucunu çözebilmiş değilim.. kaybolan foto ney lan? hikayeni paylaş ney? nalet gibin de bütün vatsap, feysbuk neyin hepbiriciğini sardı bu furya.. "yavrum şu sınep atmayı bana bi öğret" diye telefonu bi ergenin eline vermeme ramak kaldı..

geçen mesela ünlü bi kadın memelerini snap atmış "yanlışlıkla".. ben daha snap atmak nedir, onu çözemedim, millet siginin t.şşağının fotosunu salmaya başlamış ortamlara.. şöz konusu internet olunca konu bi şekilde amgötmeme'ye geliyor niyeyse.. "if something exists, there is porn of it" boşuna denmemiş demek ki.. beyne kan gitmiyo ki iki dakka.. gitse düşünecek az bi toparlıycak ama işte.. böyle birşey olabilir mi?.. itiraz edeceğiz..

yine tivide bir cehepe mensubunun konuşmasını özetleyen altyazıda "2019'da yüzde 68 ya da 71 oranında biz kazanacağız" gördüm.. başkanlık seçiminden bahsediyo.. hayır, öyle birşey olabilir mi?. itiraz edin bence..

baya uzun oldu lan bu yazı.. duramadım resmen..

"katar prensesi geldi istedi.. s.ktir git dedim"

aliağaoğlu alıntısıyla yazı mı bitirilirmiş.. zekasını gondiklediğim..

siyu..

6 Kasım 2016 Pazar

ne var ne yok? - onüç

melebalar. biriken şeyler var. buyruoaan..

bugünkü yazımızı gündemle açıyoruz. tıramp vörsıs hilıri. kelimeler kifayetsiz. üçyüzküsür milyonluk ülkede başkan adayı çıkara çıkara bu ikisini çıkardılar. hadi hilari zaten o işlerin içindeydi, ordan yürüdü diyelim. ama tıramp dediğin adam olaya şaka olarak girdi.. eşi dostu buna dedi ki "la danıld, başgan olsana la? sendeng has başgan mı bulacağılar ellaam..", bu da gaza geldi.. insanlar "e tamam, güldük eğlendik.. hakket kim la bizim ripablikın aday?" diyemeden seçim geldi.. şakaydı kaka oldu resmen. bize küçük amerika deniyodu ya. meğer onlar büyük türkiyeymiş ya la.. başkanlık bize de gelsin, ikinci seçime aliağaoğluynan emine girer.. demedi demeyin.. meyk törkiy gıreyt egen..

aliağaoğlu son reklamında arabalara ait olan yolun ortasında kollarını açıp "şu hayatta bir tek nerede duracağımla ilgili yanlış yapmadım" diyor. kamera zoom out yapıyor.. arkadan araba geliyor.. kadraja s.k şeklindeki binalar giriyor, "size de itekleyek mi bi tane? ortanca hanıma villa alacaam" sübliminalini veriyor.. fakirler karanfil bırakıyor.. gökten üç elma düşüyor..

benim asıl merak ettiğim, mustafa topaloğlu obama başkan olduğunda "velkam tu prezidensi" diye türkü çığırmıştı klipli mlipli.. tırampa da yapar mı aynısını? "saçının büllüğüne gurban olam tıraaamp" diye..

ülkenin son durum güncellemesi: Sifonu Çekin! (1 gün önce) (82846282 ifade) (23526 yorum) (27236472634 paylaşım)
yorum yap?...

metroyu ne zaman kullansam mutlaka güzergahımdaki bir durağın bir yürüyen merdiveni çalışmıyor.. caanım böyyükşeer belediyemin "ozan g.tün göbeğin aldı yürüdü, sen yürü diye merdivenleri yürütmüyorum balım" deme şekli olsa gerek. negadan düşüncelisin topbişim.. yerim..

arızalı (hareket etmeyen) bir yürüyen merdivenden inmek niye o kadar aceyib bişey lan? kafan iyiymiş gibi oluyo.. hele sona gelince böyle bi hız kesmen gerekiyomuş hissi ama kesersen de düşermişsin korkusu.. anlayamazsınız..

geçen gece duş alıyodum. bi anda elektrikler gitti.. hayatımda ilk defa zifiri karanlıkta duşta kaldım. klişe gibi sabunlu kaldım lan. elektrik gidince kombi de gitti, su 3 sanıye sonra soğudu. kasımda soğuk suyla duş başkadır.. durulanırken bi ton korku filmi senaryosu tabi.. elde bıçaklı ruh hastaları mı görürsün, kapıyı kırıp giren swat timi mi görürsün, beynimde holivut oscardan oscara koşuyo.. neyse bi şekilde durulandım, kurulandım çıktım. balkondan baktım tüm mahalle zifiri siyah.. çıt çıkmıyo.. bayılıyom elektrik kesintilerine.. aldım mum yaktım iki üç tane, evin farklı yerlerine koydum. bi sigara yaktım balkonda, sessizlik, huzur.. mutfağa girip havuç tatlısı yaptım (yeni takıntım.. durduramıyorum lan..).. tabii bi süre sonra "kardeşim bu kadar süre elektrik mi kesilirmiş? ikibinonaltı yılı oldu" diye först wörld pırablımım depreşti, hemen elektrik dağıtım firmasını aradım.. "bu ne kepazelik"ler, "efendim insan bi haber verir.. işimiz gücümüz var"lar, "6 saat boyunca neyin bakımı yahu"lar havada uçuştu.. kendi ağzıma kürekle vura vura uykuya daldım..

black mirror'ı da holivudize etmişin netflix.. thor'un çekici insin başına..

hayatımda ilk defa boş günüm yok. evet herkese söyledim, farkındayım ama.. boş günüm yok!.. daha ne olsun?? yedi gün evden çıkmak zorunluluğu ney lan..

senelik "ölesiye rezil et, insan içine çıkamaz hale sok kendini, mahçubiyet zehirlenmesi geçir ama s.kinde değilmiş gibi yaşamaya devam et.. mal.." kotamı bu sene erken doldurdum.. hem iyi hem kötü..

bay bay  türksel telefon hattı ve türksel süperonlayn, merhaba vodafon ve türksatuydunet.. dandik olmadığınızı ispat etme sırası sizde.. hayde göreyim sizi..

havuza yazıldım lan. baya gidip gidip yüzüyom zengin gibi.. sonuç zengin ürünü olsa da sebebim BEL FITIĞI.. amelelik baki..

geçen bi öğrencim baya şaşırdı 28 yaşında olduğumu öğrenince.. "ne biliyim" dedi, "böyle çok uzun zamandır öğretmenmişsiniz gibi.." dedi.. "teveccühünüz küçük hanım" dedim, "filhakika, manzarım civan olsa da cenanım a'mer."..  hey gidi..

gündemde bi ara da şu kürk mantolu madonna muhabbeti vardı. itin g.tüne sokup çıkardı herkes yorumcu kadını.. vay efendim bilmiyosa ne işi varmış televizyonda, yok efendim gerizekalıymış, aman efendim "okudum ama kayda değer bişey yok" diyerek cahilliğini yalanla örtmeye çalışmışmış, sepet efendim çok cahilmiş keşke ölseymiş,.. bu olay hem linç kültürünün hem popüler kültür yozlaşmasının çok net bir örneği bana kalırsa (kalmaz ya.. s.ktiret..). sosyal medya kullanıcılarının tamamı bi şekilde okudu veya okumuş gibi yaptı bu kitabı, eyvallah.. ne güzel.. beni rahatsız eden bu değil. fıttırdığım nokta şu; konu sanatla ilgili olunca ve şansa bala sosyal medya entelleri olan bizlerin bildiği bir esere denk gelince hata yapma lüksü kalmıyor kimsenin..vurun abalıya.. ikiyüzlülüğün daniskası.. popüler olanı bilelim, bilmeyeni gömelim, popüler olmamış sanat eserleri tabii ki de kimsenin s.kinde değil, atış serbest.. her günün her saniyesi televizyonda yapılan cahillikleri takip etmeye kalksan ömrün yetmez.. ama mesela tam da aynı videoda "madonna evet.. primadonna'daki gibi" diyen, jes mi jef mi ne, o adamdan ve o adamın söylediklerinden bahsedeni duymadım hiç. "prima donna"yı "pri madonna" diye iteledi adam. gık çıkmadı bununla ilgili.. varsa yoksa kürk mantolu madonna.. neden? çünkü yanında kahveyle instagrama bu kitabın fotoğrafını atmak modaydı bi ara. okumayanı dövüyolardı (ya da "okudum" demeyeni..). yorumcu kadının şanssızlığı kitap tercihiydi kesinlikle.. bir shakespeare oyununa yapsaydı aynı şeyi, veya bir yaşar kemal romanına, kimsenin ruhu duymazdı, o vidyo viral olmazdı, kadın itin g.tüne sokulmazdı.. o insanların işi o; tvde boş ve tırıvırı içerik konuşmak, beyin boşaltmak. 18. yy Fransız Operası tartışmalarını bekliyo herkes. ço aceyib.. hoş onu konuşsalar da bu sefer artislikle suçlayıp gömeriz.. kaçarı yok yani..

mesela sen de üstteki paragrafta "pri madonna", "shakespeare", "yaşar kemal" falan görünce benim için "hıyara bak. neye takılmış.. prima donna'yı bildiği için artislik yapıyor g.t.. he amk sen koymadın ya instagrama o fotoğrafı, bilen sen oldun.. he.." diye düşündün büyük ihtimal.. işte tam olarak bahsettiğim şey bu.. benim bir b.k bildiğim veya bilmediğim b.k üzerinden artislik yaptığım falan yok.. popüler olarak bilineni bilmeyenle az bilineni bilen insanları itin g.tüne sokmaya bayılıyoruz. kendi bilmediklerimizi bilenlerden bildiklerini bize bildirmelerini isteyeceğimize, bişey bilip bilmemelerine bakmaksızın en ufak bilgisizlik veya aşırı bilgililik gösteren kim olursa olsun had bildiriyoruz. unutmayalım ki; bildiğimiz tek şey hiçbir şey bilmediğimizdir..

bilim ne güzel şey lan..

kendimiz hiç ilk okula, orta okula, liseye, üniversiteye gitmemişiz gibi eğitimcilik yapmaya kalkıştığımız için öğrenciler arkamızdan tonla küfür ediyor, yıllar boyu lanet okuyor, adımızı nefretle anıyor ve hiçbir b.k öğrenmiyor, öğrenmek istemiyorlar.. bi insanın kendinin asla yapmadığı şeyleri öğrenciden beklemesi, hatta öğrenci söylediği şekilde davranmadığı zaman ceza vermesi ne korkunç.. bildiğin sergen yalçın lan.. "dediğimi yap yaptığımı yapma" diye tavsiyede bulunduğunu söylediydi futbolcularına.. bir memleket dolusu öğretmen sergen yalçın.. black mirror bölümü gibi..

çok çok yakın bir arkadaşınızın ismine çok çok benzer bir isme sahip başka bir arkadaş ile zamanla ilk arkadaşınızdan daha çok çok samimi olduğunuzu, feysbuk ana sayfada karşınıza çıkan eski çok çok yakın arkadaşınızın adını yeni çok çok yakın arkadaşınızın adı zannedip kendinizi doğrulamak için tekrar okumanız gerektiğinde anlıyorsunuz. çok çok enteresan bi kafa..

şimdilik bu kadar.. gafam çalışmiyi.. yine gelirse bişeyler yazarım.. 

olaysız dağılabiliriz..

hayde siyu!


11 Mart 2016 Cuma

Karalamalar - sekiz / öykümtrak

İki Cümle

Elini uzatsan dokunabilecekmişsin gibi görünen fakat aslında senden kilometrelerce uzakta olan bulutun sebep olduğu fırtınanın yarattığı, bulutun varlığına lanet ettirecek, başka bulutlara uzanma isteğini dahi köreltecek vehametteki yıkımın tek suçlusunun bulutun ta kendisi olduğu, ancak ve ancak bütün enerjini fırtına ile boğuşmaya harcayıp kendini tükettikten sonra nafile çabalarını ciddiye bile almadan zamanın akışı ile sakinleşen fırtına nihayete erdiğinde ve tüm bu kaosu örten sis perdesi kaybolup gittiğinde gün gibi ortaya çıkar; ve sen buluta ulaşmasının imkansız olduğunu bildiğin öfke çığlıklarını göğe haykırır durursun.
Haybeye.

29 Ocak 2016 Cuma

Karalamalar - yedi / öykümtrak

"İki çay" dedi..
Halbuki kafasından geçen cümlelerden hiçbiri "çay"  kelimesini barındırmıyordu. Bir ton şey vardı söylemek istediği. Fakat çenesinde o cümleleri artiküle edecek enerji yoktu. Çenesi çalışsa dili dönmezdi. Dili dönse nefesi düğümlenmiş boğazından çıkıp kelimelere hayat veremezdi. Söyleyemezdi hiçbirini işte. "Aborijin olsaydık keşke. Telepati yoluyla anlaşırdık ne güzel" diye düşündü bir an. Metafizik olgulara inancı olmadığından bu saçma düşüncesine gülüp geçiverdi anında. Gerçi göz teması kurmanın gücünü ilk elden deneyimlemişti defalarca. Göz göze gelmek pek çok anda işine yaramıştı. Bir roman dolduracak kadar çok cümleyi bir bakışla anlatabilmişti. Bu sefer olmuyordu. Bakamıyordu gözlerine. Konuşabilmek şöyle dursun, bakışlarına yakalanacak diye onun olduğu yöne bile bakamıyordu. Oysa ki beyninin en derin noktasından dilinin ucuna kadar cümleler diziliydi ardı ardına. Tek bir cümleye izin vermesi yeterliydi. Ateşleyici olacaktı ilk cümle. Devamı kendiliğinden çorap söküğü gibi gelecek, aklını gasp etmiş bu düşünceler yığınından kurtulacaktı. "Ne olacaksa olsun!" diye düşündü. Dilinin ucundaki ilk cümleyi sarf etmek üzere enerji toplamaya başladı. Ne kadar da zor birşeydi konuşmak. Gerçekleri konuşmak ama. Boş konuşmak kolay, hep yapıyordu onu zaten. Asıl konuşmak dediğin aklından, yüreğinden geçenleri dillendirebilmekti. Zor olan da buydu işte.
Düşünmeyi bir kenara bıraktı ve şöyle derin bir nefes aldı. Nefes alırken cesaret de doldurmuştu içine. Başını yukarı kaldırdı ve bu sefer başaracağını umarak dudaklarını araladı. Kelimeler kendiliğinden dökülüverdi dilinden...
"biri demli olsun"
...

22 Ocak 2016 Cuma

ne var ne yok - oniki

meleba. yeni bir ne var ne yok ile karşınızdayım.. buyruooan!..

bugün bulunduğum metroda 6 erkekten oluşan ergen grubu vardı. karne almışlar belli ki. bi tanesi içinde takdir belgesi de olan karne dosyasını elinde, herkesin görebileceği şekilde tutuyordu. diğerlerinin karneleri çantalarındaydı büyük ihtimalle. aklımdan geçen şu oldu "karne almış gençler.. ne kadar da s.kimde değil yaw". sonra aklıma kendi karne aldığım günler geldi ve düşündüm ben o 6 erkekten biri olsaydım ne olurdu diye. karnesi çantasında olanlardan biri ben olurdum sanırım. takdir belgem de olurdu. inektim zira. ama takdir belgemi bayrak gibi sallamanın öküzlük olduğunu düşüneceğimden çantamdan çıkarmazdım. bir yandan da etrafa "benim de takdirim var. bu artisin sallayıp durduğuna bakmayın. valla var lan. çantamda. ben de akıllıyım yani. tek takdiri o almadı. benim de var" bakışlarını atmadan tutamazdım kendimi. yüzüme öyle bir ifade takınırdım ki takdirini sallayan arkadaşı artislikle suçladığımı ve aslında benim takdirimin çantamda olduğunu bana bakan herkes anlardı. sonra yine düşündüm, ben o 6 erkekten biri olsaydım bize bakan insanların aklından geçen şu olurdu: "gençler karne almış.. ne kadar da s.kimde değil yaw".. insepşın yaptım.. 

bazen hayat... (bir takım ergen cümleleri...)... yaa yaa..

geçen gün lisemizi ziyarete gittik bi arkadaşla. hocalar, hoca olduklarını milli eğitim bakanlığına kanıtlamakla uğraştıklarından bahsetti. yeni bi uygulamaymış. 20 yıllık öğretmenlerden diploma istemişler "bakalım harbici öğretmen misiniz" diye.. y.rak kürek işler. neyse, bi gittik hocaların diplomaları, transkriptleri havada uçuşuyor. beraberce inceledik accık geyik olsun diye. sonra hocam dedi ki "solfejden 100 ALMIŞIM, müzik tarihinden 71 VERMİŞ. ne gıcıklardı lan"..  yarıldık sonra.. böyle de cool hocalarımız vardı bizim..
hocalar da bir zamanlar öğrenciydi ve hoca da olsalar kurulan cümle aynı tipik öğrenci cümlesi.. ne gadan neşeli lan.. belli ki o kendi hocalarına küfretmiş, bizler de onlara. bizim öğrenciler de bize küfrediyo kesin..
ağzınızı kırarım lan.. bırakırım valla.. eylülde gel..

"hoca bana taktı" var bi de. egoya gel.. emin ol hiçbi hoca sana takacak kadar seni s.klemiyo hacı.. kendini gandırıyon.. otur ders çalış..

iyi ki Miyazaki.. o olmasa 7 milyar insanın olduğu, insanlığın öldüğü şu dünyada nasıl huzur bulurdum? ço aceyib lan..

daha önce "aşırı kilolu göbeğimi böyle fıp diye çıkarıp atsak olmuyo mu?" diye sormuştum burda.. yeni soru: "baĞzı şeyleri beynimizden böyle fıp diye çıkarıp atsak olmuyo mu?".. eternal sunshine kafası..

her gün defalarca kadıköy-beşiktaş arasında uçup duruyonuz.. çük kadar simit parçasından ne kadar enerji elde ediyonuz da o kadar uçmaya güç buluyonuz? simit lan bu.. kilometrelerce uçmaya değer mi? vapurun peşinde döne döne heba ediyonuz kendinizi.. balık yiyen hayvansınız la siz, simit ne?.. martı işte.. s.kim kadar boyu, türlü türlü huyu..

içimdeki ergene açık çağrı: "istifa et .mın oğlu!"

evde sıçmak.. birkaç gün başka yerde kaldıktan sonra eve dönersin ve o an gelir, tuvalete gidip sıçmaya başlarsın. huzur dolar için. g.tün bayram eder. insanın evi gibisi yok dersin. tam g.tüne göredir çünkü evdeki klozet. lego gibi otururlar birbirlerine. 2000 parçalı puzzle'ın son parçasını yerleştirmek gibi.. evde sıç, mutlu sıç.. kakanı üzme..

holy trinity: ben, çay, sigara..

uyuyamıyor musunuz? işte size 3 adımda uyumanın sırrı..
1- yatağa girin.
2-kulağınıza şunu takın: https://www.youtube.com/watch?v=GnkzvAXWV-0
3-ağlamaya başlayın..
yüzde yüz uyuyakalma garantisi verilen bu yöntemle 3 saat içinde sızarsınız. tecrübeyle sabittir..

tekir, sarman, ankara, van derken sonunda Café kedisi evrimleşti.. yediğin yemeğe sulanan, perynirinden koparıp önüne attığın parçaya burun kıvıran, sonra arsız gibi dirseğine kafa ata ata kucağına zıplayan bi hayvan.. her yerim kıl oldu lan, sigigit!..

nişantaşı köpeği var bi de.. haus kafenin önünde yatıyo mütemadiyen.. slowpoke vardı pokemonda aynısı lan.. g.tünü kaldıramıyo.. sırf g.tü 700 kilo çünkü.. heyvan..

şu sıralar hayatım 5 farklı alandan hayvan gibi şiyyapıyo.. kime çemkireceğimi şaşırdım lan..

daha bi ton şey var aslında yazacak.. yazmıyorum amk.. merak et.. (çok da s.kinde..)

siyu!

31 Aralık 2015 Perşembe

Cingıl Bels

yeni yıl meni yıl.. yaw he he..

meni yıl çok kötü oldu lan. bazı ruh hastası erkek bilimadamlarının araştırmaları vardı öyle. "yüzünüze meni sürün. gençleşirsiniz.. valla bak.." şeklinde.. legalizing cumshot.. 

erkeklerin beyinleriyle düşünmeye başladığı bir yıl gelecek mi acaba.. 

"many yıl" daha naif. çok çok yıllar gibin.

ice age'de manny vardı, fil. ilk ice age ne güzeldi bea.

ice age dedim de, kar yağıyo lan. hayatımda ilk defa yeni yıla karlı havada gireceğim sanırım. en sevdiğim ile bana hep mutsuzluk getiren bir arada. yılbaşını hiç sevmedim oldum olası. neden bilmiyorum. gerçi yeni yıl neden kutlanıyor onu da bilmiyorum. doğum günü kutlamak gibi. dünya güneşin etrafında tur attı diye bissürü tatava.. şapka, düdük, ışıklı plastik çam ağacı fln.. sırf bi süredir görmediğimiz eş dost biraraya gelsin diye uydurulmuş tırıvırılar.. işe yarıyo gerçi de anlamsızlık büyük sıkıntı hafız. 

what's the meaning of life? that's the question..

hayatın anlamını fln bırak da noel babaya şehadet getirtip namaz kıldırmışlar.. imana gelmiş noel. müslüman noel kutlamaz var bi de. thor'un çekici beyninize insin inşallah.. 

birisi bana yeni yıl ile kırmızı renginin mantıksal bağlantısını açıklayabilir mi? kırmızı don, kırmızı sütyen, kırmızı papyon.. neymiş, uğur getirirmiş.. niye? yeşilin suçu ne? beyaz naptı size? madem uğur getiriyo, bütün yıl kırmızı giy.. hazır elin değmişken şapkasında dört yapraklı yonca olan leprikonun sürdüğü unicorn boynuzunda oturmakta olan tavşanın ayaklarına sürün de gel.. garanti olsun.. yılbaşı piyangosu kesin sana vurur.. valla bak..

leprikon, unicorn fln çok yabancı kaldıysa bi çift billur bul. yerel takıl.. yerli malı noeli.. yerli mal.. mal..

billur kalkavan var bi de.. töbe.. 

yılbaşına kafam girsin de kar çok güzel oldu olum.. negzel her yer kaplandı bembeyaz, huzur çöktü şehre. battaniyeler, sıcak çikolatalar havada uçuşuyor evlerde.. kulakta debussy ile karda yürümek.. en sevdiğim. homlıs pipıl ve sokak hayvanlarını görmezden gelirsek (her zaman yaptığımız gibi), her şey şahane.. kar ne güzel, soğuk candır.. (şehir öküzü istanbuldan bildirdi.. teşekkürler şükran..)

geçen kırmızı tişört üstüne yeşil hırka giydim, yürüyen çam ağacı oldum bildiğin.. pantolon da kahverengi denk gelmiş iyi mi.. kütük.. biri ışık takmaya kalkıştı da ağzını kırdım, rahatladım..

"krismıs başka, noel başka, yeni yıl başka.. ne kadar cahil insanlar yahu.." he anam. isa'nın takvimini kullan bütün yıl, krismısta yap artizliğini... ha benim ateistime..

hayatın anlamı dedik ya.. onu bulamadığımızdan s.kim söküm şeylere anlam yüklüyoruz bissürü.. yılbaşı, doğum günü, yıl dönümü falan filan.. dimağımızın alamayacağı büyüklükteki evrendeki konumumuz, dolar kurunun asla dikkate alınmayan onmilyondabirinci basamağı ile eşdeğer olduğundan, anlam simülasyonlarıyla mastürbe ediyoruz kendimizi.. (terimlere gel.. wöehh!) yoksa her şey sahte, anlamsız, boş.. durumun farkındayız da yemiyo itiraf etmek..

sahtelik.. bambaşka bir yazı yazacaktım bu konuya ama ucu çok kötü yerlere gider diye burada araya sıkıştırıyorum.. yeni yıldan dileğim şu: herkes birbirine kafasından geçen cümleleri söylesin.. sansürlemeden, ölçüp biçmeden, arı dürüstlükle.. invention of lying diye filmi vardı ricky gervais'in. benim ütopyam da öyle biyer.. "senden nefret ediyorum, işim rast gitsin diye senle takılıyorum", "öküz gibi aşığım, itiraf etmeye götüm yemiyo..", "bütün yıl hiç bi iş yapmadın. seni kovmak istiyorum ama babanı tanıyorum, kovamıyorum", "senin patron olduğun güne kafam girsin, işsiz kalmaktan korkmasam saniyesinde basarım istifamı", "yalnızlıktan ölesiye korkuyorum, etrafımda da bi sen varsın. başka arkadaşım olsa yüzüne bakmam", "sesin çok kötü. şarkı söylemeyi hemen bırak, başka bir hobiye yönel".. bu minvalde cümleler uçuşurdu havada.. çok kalp kırılırdı belki ama dürüst olurduk birbirimize.. 

bütün bu yılbaşı tatavasından nefret etme sebebim de bu aslında. sahte olması.. facebook gibi.. "bakın ne gadan da muhteşem yaşıyom, oh s.kim t.şşağıma denk.." kıvamında profil sahibi insanların aslında intihardan iki adım uzakta olduğu gerçeği.. sahte doğmuşuz ve büyütülmüşüz hepimiz.. sahte hayatlar yaşayıp sahte öleceğimiz aşikar.. mutsuzluk baki..

hüvel baki var bi de.. ne demek lan o?

düvel.. güzel bira..

"uludağdayım uludağda.. elimde biram, hani ya rakım?" diye bi cümle var.. ço neşeli la.. seksist evet.. ama neşeli..

at gibi alkol tüketilecek bir yılsonu, t.şak gibi kafayla uyanılacak bir yılbaşı bizleri bekler dostlar.. yeni yılın kimseye bis.kim getireceği yok. istediğiniz bişey varsa peşinden koşun.. elde edemeseniz bile deneyim yanınıza kalır.. 

"noel baba öldü" niçe.. (nietzchhehruhaeraosdfhajsdf)

meri krismıs evrivan.. cingıl ol dı vey..

19 Mart 2015 Perşembe

Neden Umut Sarıkaya?

Çünkü eşşeğin z.kinden dolayı..
..
yazmasam olmazdı..

Neden mi Umut Sarıkaya?
Çünkü o; sen, ben, biz, siz, onlar.. İçimizden biri değil, içimizin ta kendisi.. Aklından geçen, "gerçek sen"in istediği, "görünen sen"in g.tünün yemediği.. Göründüğün kişi değil, olduğun kişi.. Hipstır görünümlü tırışka değil, "anadolu çomarı" görünümlü harbi.. Tesbihin gerçekten rahatlattığını kabul edip "barzo" damgası yemekten çekinmeden kullanmaya cesaret edebilen.. 2 saatlik "Ben Howard" maratonundan sonra kulağının aradığı "Erkan Oğur"..

Neden mi Utum Karısaya?
Çünkü o; ceket üstü palto değil, baklava desenli kazak üstü gocuk.. Yerden ısıtmalı değil, demirdöküm sobalı... Ginseng değil, ıhlamur..  Karpal-tünel sendromu değil, fıtık.. Lise dö sen benuğa (istanbul) değil, Çeliktepe Cengizhan Lisesi.. (https://karikaturistan.wordpress.com/2012/12/26/st-benoit-celiktepe-cengizhan-umut-sarikaya/)
Ağlama melis...

Neden mi Yoğurt Sarımaya?
Çünkü o; house Cafe'de spariş verdiğin "kinoalı sebze salatası" masana konurken aklından geçen "şurdan 5 liraya tavuk döner-ayran gömeydim, param cebimde kalaydı amk.." cümlesi.. Hamburger evine gidip 35 lira bayılırken gözünün önünden geçmekte olan büfe sosislisi.. Cremeria milano yerken özlemle çocukluğuna dönüp tadını anımsadığın "meybuz"..  Snickers değil Cino (kayısılı)..

Neden mi Bumu Arımaya?
Çünkü o; tek-kaş olduğun gerçeği.. Kol-bacak-göğüs kılı.. Tatak fırlatmanın verdiği tarifsiz neşe.. Dostların tiksindikçe sana keyif veren osuruk kokusu.. Montla sıçmak (bkz. umut sarıkaya, motla sıç), ıslak sıçmak (bkz. umut sarıkaya, ıslak sıç) gibi fiillere karşı taşıdığın kaçınılmaz aşinalık.. Nine-dede kokusu.. Anne yüreği, baba figürü..

Neden mi Konut Taşımaya?
Çünkü o; hızlı trendeki biznıs kılas yolcu değil, anadolu ekspresi'ndeki vagon aralarında ayakta sigara içen abi.. Her gün işe gidip geldiğimiz ford fokus değil, gizliden gizliye arzuladığımız, içinde müslüm baba çalarken sigara içilebilen tofaş şahin.. Taksiye binip aypedinden hisse alıp satan yolcu değil, kurban bayramının ikinci gününde beleşe akraba ziyaretine giden halk otobüsü yolcusu..  
Adam bildiğin 500t!

Neden mi G.tüm Basurmuya?
Çünkü o; her hafta "çıksa da hatim etsek" diye beklediğin haftalık karikatür-mizah dergisinin "bu hafta yazmış-çizmiş mi lan acaba?" diye gözlerinin ilk aradığı adam.. Tespit üstadı, gözlemin efendisi, rus edebiyatı bilgini, samimiyet timsali.. "Benim de söyleyeceklerim var" köşesinde söylemek istediklerimizin söyleyeni.. Marks-Engels-Lenin üçlüsüne "yavrım doğru diyosunuz da sonuçta işverenler de o kadar kişiye ekmek yediriyo yavrım" diyen teyze.. Bay cingılbört, kaptan flig mortgage, yalnız ve ayı, aşkımızın meyvesi, mutsuzluk...

Neden mi Unut Hatırlama?

Neden mi Kımıl Zararlıya?

Neden mi Mani Faturaya?

Neden mi Bulut Suymuşbaya?

... 

Çünkü o, İstanbul nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturan, sen ben gibi insanların da dahil olduğu grup üyelerine özel, kabul etmediğimiz, etmek istemediğimiz, yok saydığımız köyden göçmüşlük halinin, şehir hayatına adaptasyon dramasının, bu vesileyle girdiğimiz hallerin, triplerin, sahteliklerin gözüne parmağını sokan; bizleri bununla yüz yüze bırakan, bunu yaparken yazdığı-çizdiği şeylerle anırtarak güldüren, güldürürken düşündüren (lanet gelsin bu kavramı icat edene..), içtenliğin vücut bulmuş hali... Tek başına 52 sayfalık bir dergi çıkartmaya kalkışmak yeterince t.şşaklı bir hareket değilmiş gibi üstüne bir de çıkardığı dergiyi 7 lira 75 kuruştan satışa çıkarmaya cesaret eden, bu da yetmemiş olacak ki derginin adını t.şak geçer gibi "naber" koyan, şahsi fikrimce çizgi-roman işinden uzak durması gereken ("perpetium mobile" olmamış umut.. üzgünüm ama gerçekten olmamış..), buna rağmen derginin bir yerindeki minicik karikatür kutusunda, sokaktan geçen demircinin nidasını "demiraleyooğğ!!" şekline yazıp beni bir hafta deli gibi kendi kendime güldüren bir can.. 

İyi ki ben bir karikatür hayranıyım, çizgi-roman hoşlanıcısıyım, ortalamanın üstünde bir mizahseverim, fena değil bir takipçiyim...Ve sen, sen iyi ki varsın Umut Sarıkaya.. 


11 Şubat 2015 Çarşamba

ne var ne yok? - onbir

meleba. birtakım şeyler birikti yazacak. accık depresif ama, idare edersiniz artık. buyrun..

hata yapmak doğamızda var. dna kopyalarken yapılan hatalar sonucu değişe değişe tek hücreli s.kindirik bir canlıdan bugünkü halimize geldik eyvallah fakat hata yapma korkusu nedir la? ya da hata yapınca dünyanın sonu gelmiş gibi hissetmemizin sebebi ne? bırak hata yapayım, bırak yaptığım hatadan bişeyler öğreneyim, yoluma devam edeyim. ne diye hayatımı s.kertiyosun olm? bi de verdiğin hatalı kararlar, kararlı hataya (bkz: kardeş payı, 1. sezon) dönüşmüyor mu? fitil oluyorum. bilinçaltı direksiyona geçip diyo ki "hacı sen güzel hata yapıyosun, hoşuna da gidiyo, dur ben seni aralıksız hata yapan bir döngüye sokayım.. zevkten dört köşe olucaksın! uçurucam olum seni!.." p.zevenk otopilota alıyo resmen. hata yapma özgürlüğü istiyorum laaan!.

hayat bazen hiç istemediğiniz rolleri öyle bir yapıştırıyor ki üstünüze, atsan ataman, satsan sataman.

ergin ataman var bi de. sağlam koç..

koç, biz küçükken kaliteli o.ospu çocuğu şeklinde açılımlandırılıyordu.. (uydurduğum kelimeye gel.. almanca sanki amk.) üst cümledeki "basketbol çalıştırıcısı kimse" anlamında. karışıklık olmasın..

yüksek lisansta geçirmeme izin verilen son döneme girdim. tezi yazıp teslim etmem gerek. askeriyenin yüksek lisans için biçtiği süre doluyor zira. sivas temeltepe..

baĞzı konularda umutsuz vaka olduğumu keşfettim. baĞzen geleceğimden endişe ediyorum. baĞzı konulardaki baĞzı endişelerim baĞzılarını hiç alakadar etmiyor. 

baĞzılarının aĞzı kokuyor.

ergenlik ne garip lan.. bitmedi, bitmiyor..

başkalarının eski facebook postlarına bakıp yorum yapmak moda olmuş bi ara. şükür bana uğramadı ama ben yine de baktım ne var ne yok diye. B.K VAR!. insan kendini hep şuanki halindeymiş gibi düşünüyor. kafası hiç değişmemiş gibi davranıyor ya. hah işte. 2007deki iletilerine bak gerizekalı. bugün atarlandığın tüm mallıklar, tüm saçmalıklar sende de varmış.. malmışın la bildiğin.. mal..

mall of istanbul var bi de.. töbe yarappim..

geçen gün hayatımda ilk defa "üst kuşak" muamelesi gördüm. bir grup insan bana "ekşi sözlük ilk çıktığında size neydiyse twitter da bize o" dedi.. "sizin zamanınızda" fln dediler. "bana abi, abi dediler.." 
yaşlandığını kabul edemiyomuş insan. (26sında yaşlı ayağına yatan dingil.. 35te görüşelim balım..) tansu çiller görmüş insanız olm. pavır rencırs, pokemon, taso fln.. hep tarih öncesi bunlar.. cep telefonunun icadına tanıklık etmiş nesiliz lan. bize soni erikson gh388 neyse onlara ayfon sikspılas o.. nalet gelsin..

başka insanlarla anlaşabilmek için gösterdiğimiz sabrı, anlayışı, çabayı, kendi ailemiz için göstersek dünyaya barış gelir bence.. denemek lazım..

hüseyin sermet.. tek masterclassta hem piyanoya hem dünyaya bakışımı değiştirdi. büyük adam vesselam.. 

tipimden ötürü hiç kimseyi piyanist olduğuma inandıramıyorum lan. gerçi haksız sayılmazlar, kendimi bile zor ikna ettim.. bakkal olunacak tiple bachçal'dım. (besteci ismiyle kelime oyunu.. vaayy. "şopen-şofben" yapmadı ya, helal olsun çocuğa.. )

"kadınlar ve haksız, gereksiz tripleri", "erkekler ve sınırtanımaz öküzlükleri".. bu iki başlıktan herhangi birini veya ikisini birden irdeleyin.. epey like/fav/share/subscriber kazanırsınız.. 

bir hakaret olarak "değişik!".. ör: "nabıyon amk... derdin ne olm senin? Değişik!!." 

ordan burdan abuk subuk bilgiler edinip hiç alakası olmayan anlarda "bu arada geçen şöyle bişey öğrendim.." diye paylaşmaya bayılıyorum.. 

bu arada geçen şöyle bişey öğrendim; "seni gidi seniii!! " deki "gidi" bildiğin "p.zevenk" demekmiş.. yaa yaa.. (bkz: ntv tarih)

birtakım olaylar gelişti ve mahsun kırmızıgülün filmini izlemiş bulundum. lütfen izlemeyin. merak etmeyin, sormayın, prim yaptırmayın. sinema eleştirmeni olsam o adam bi daha film çekmesin diye elimden geleni yapardım o kadar net.. (engelli çocuğu oynayan arkadaşı bi kenara koyuyorum)

birdman çok iyi bu arada.. solo davul ile film müziği fikrine yepyeni bir boyut katmışlar. hayran kaldım..

bu arada geçen şöyle bişey öğrendim; erkeklerin meme uçlarına sahip olmalarının sebebi evrimsel bir kalıntı (bkz: kuyruk sokumu, göz iç diplerindeki kırmızı nokta haline dönmüş sürüngen dönemden kalan ikincil gözkapağı, kulakları oynattıran kaslar vs..) DEĞİLMİŞ!. y kromozomu aktif hale gelene kadar herkesin dişi olarak geliştiği, memelerin de o zamana kadar çoktan oluştuğu gerçeğiymiş.. yaa yaa..

saçım sakalım aldı başını gitti.. bağımsızlık için referanduma gidiyolarmış. piyasa gergin bekleyişini sürdürüyor.. 

SYRIZA'nın başkanı Suriyeli Rıza olmalıymış gibi.. bilemedim..

son olarak; hayatta bazen iyi, bazen kötü şeyler olacağını, kötü dönemlerde bissürü kötü şeyin üst üste gelmesinin normal olduğunu, ve herşeyin bir süre sonra düzeleceğini bilmek, kötü dönemlerde bir daha günışığı görmeyecekmişcesine mutsuz, iyi dönemlerde hiçbir şey bozulmayacakmışcasına mutlu hissetmene engel olmuyor.. (bu cümleyi ögelerine ayırana benden kahve!)

siyu..

6 Mayıs 2014 Salı

Deli Evlenmesi - iki

Geçen gün fark ettim;  arkadaş listemde tek soyadı olan dişi kişi kalmamış.. Herkes bi "Ayşe Yılmaz Türkyılmaz", bi "Fatma Ölmez Kahraman", bi "Hayriye Niye Neden".. 

Bu, şu demek: 


Erkek diyo ki "Ben modern bir bireyim. Eşim isterse alır soyadımı, istemezse almaz. Kadın hakları fln.. Bidi bidi.." Aslında kadınını kütüğüne geçirmiş olmaktan mutlu bilinçaltında. Devlet tesciliyle ona sahip artık. Soyadımı verdim, aileme aldım diyor. Artık kimse ona sahip olamaz diyor. Onunla bir tek ben sevişirim, ömrü billah başka penis göremez diyor.  İtiraf edemiyor sadece.. Eşinin 'kızlık' soyadını taşımaya devam etmesine ses çıkarmaması da bu yüzden. Bir nevi rüşvet. (Evet, ona hala "kızlık soyadı" deniyor. 'Evlenmeden önce kadının hiç sevişmemesi gerektiği' gibi korkunç bir mantık üzerine kurulu, kafalar giresice ataerkil sistemin terminolojisi..) Sorsan anlatır sana "eşitlik, özgürlük, kadın hakları.." Yav he he.. 


Kadın da diyor ki "Ben ataerkil düzeni tanımıyorum. Benim bir birey olarak adım soyadım var. Neden baskasının soyadını alayım ki? Sırf adet yerini bulsun, bürokratik işlerde problem çıkmasın diye aldım kocamın soyadını.." Canım.. Ne kadar naif.. Hala toplumda söz sahibi,  erkeklerle eşit haklara sahip, "bilmemkim'in eşi" değil de "bilmemkim'in ta kendisi" olduğunu zannediyor. Kadınlar kendi aralarında dahi tek başlarına bir birey olduklarının farkında olmadan, bunu umursamadan iletişime geçiyorlar çoğu zaman. "Altın günü" diye bişey var. Her hafta veya her ay "bilmemkimlerin eşleri" bir araya gelip bilmemkim'den aldıkları harçlıklarla bankacılık oynarlar. Tabii ki çay, kısır ve kek eşliğinde. Bunun modern karşılığı da "girls night out". Ekonomik olarak nispeten daha özgür, gece hayatından hoşlanan modern ev hanımlarının ayda yılda bir toplaşıp "şimdi sen bekarmışsın"cılık oynaması.. Bu sırada o 'night' 'out' olan 'girls'ün eşeri bir araya gelip futbol-siyaset-hatunlar üçgeni üzerinde muhabbet etmek yerine, bireysel olarak, başka 'out' olan 'girls'e fısıldamakla meşgul olur..Çiftler ertesi akşam ortak soyadıyla ortak çatı altında ortak parayla aldıkları televizyonda 'Ben bilmem eşim bilir' izlerler.. Çok değişik kafalar bunlar hafız.. 

"Lan entel dantel konuşuyosun, insanlar evlenmesin de 50 yaşına kadar çay bahçesinde mi buluşsunlar.. Sökük!!." diyeceksiniz.. Haklısınız, düzen böyle işliyor.. Adı üstünde: "Düzen".. Düzüyor..


"Gending gız bulamıyong, evli barğhlı insanlara boğh atıyong hömüağoyüm.." diyeceksiniz.. Ağzınızı kırarım..


Çift soyadı meselesinin dışında bir de evli arkadaşlar - evsiz arkadaşlar mevzusu var. Evsizken süper takıldığın insanlar bir bir yuvalardan uçup çift oluyorlar, yeni yuva kuruyorlar, kendileri gibi yuvalardan uçup çift olmuş başka insanlarla takılmaya başlıyorlar, hep bir iş güç koşturması içinde debelenirken bebek yapıyorlar, o bebekler büyüyüp yuvadan uçuyor çift oluyor, yeni yuva kuruyor falan filan.. Bundan sonrası kısır döngü. Bu döngüde evli çiftin evsiz arkadaşı olarak sen yavaşça dışarda kalmaya başlıyorsun haliyle. Evli çiftin sorumlulukları değişiyor, yaşam stilleri değişiyor ve doğal olarak bu yeni koşullara uygun evli arkadaşlar, eski standartlarda kalmış evsiz arkadaşlara tercih ediliyor. Her şey çok doğal ve olması gerektiği gibi farkındayım evet de, benim gibi müzmin evsiz arkadaşlara dolaylı yoldan (veya bazen direkt olarak) "sen de git evlen, evli arkadaş ol, takılalım hacı" demiş oluyor hali hazırda evli arkadaşlar. İnsanın içine buzağı oturuyor lan. Yapmayın.. 


Keşke gerçekten her şey; erkeğin ağzında gül, kadının önünde diz çöktüğü, kadının ise hülyalı edalarla uzak diyarlara baktığı düğün fotoğraflarındaki kadar tozpembe olsa. O zaman gerçekten pembe panjurlu evlerde yaşayıp pamuk şekerden yapılma yataklarda sevişir, küçük tembel-hayvan bebeklerimiz olur, bütün gün ağaçta sallanarak çilek yerdik. 


Uyanalım dostlarım: Evlilik=Delilik...


3 Eylül 2013 Salı

ne var ne yok? - on

uzun zaman sonra yeni bir blog yazısı yazmaya karar verdim. hangi konseptte yazsam, hangi seriyi devam ettirsem diye düşünürken en son yazdığım "ne var ne yok" yazısının üstünden çok fazla zaman geçtiğinin farkına vardım ve o kadar çok şey yaşandı ki bu süreçte, neden olmasın ki lan dedim kendi kendime.. hayde bismil..

"ne var ne yok - dokuz" başlıklı yazıya dramatik bir başlangıç yapmışım.. vicdan mevzusundan açmışım konuyu.. insanlığın ölümü filan.. şimdi o günkü kadar karamsar değilim hacılar. gezi parkının en muhteşem günlerini gördükten sonra insanlığa olan inancım bir tık arttı. hala gülen, güldüren, başkalarına karşılıksız iyilik yaparak mutlu olabilen tüm direniştaşlara selam olsun..
"her yer taksim, her yer direniş!!"

cihan erasmusla danimarkaya gidecekmiş önceki yazıda.. cihan gitti, geldi, bir daha gitti. bu sefer yüksek lisans için ve 2 seneliğine. ayrıca çaçut evlendi ve edirneye(!) taşındı, hande evlendi, okan ankarada, özge ankarada, can avustralyaya gitti... listenin sonu gelmiyor hemuagoin.. giden gitti, kalan sağlar bizimdir tabii de... yalgızaaam yaaaalllgızzz...

bir evlilik furyası başladı ki sormayın.. birileri sokakta alyans mı dağıtıyor nedir gelinliği giyen "eveeeett" diye bağırıyor amk. b.k varmış gibi.. (bkz. Deli Evlenmesi http://benkendimvesmallozzy.blogspot.com/2011/10/deli-evlenmesi.html ) hayır evlenen evlensin beni ilgilendirmez de düğünlere gidince "-eeee ozan, darısı senin başına artık.  -seni ne zaman everiyoruz?  -hadi bakalım sıra sende mi yoksa?" diye darlamacalar yok mu insana en çok onlar koyuyo hacı..

evlenme işiyle ilgili yeni gözlemler yaptım. mesela evlenen çift sevgililik hayatları boyunca o modern sanat galerisi senin, bu experimental jazz konseri benim gezen, bütün klişelerden koşarak uzaklaşan, rakı ve kutu efesi kıro bulup türlü kokteyllere bir dünya para döken, her türlü marjinalliğin dik alasını barındıran, senin benim gibileri s.kine bile takmayıp cool mu cool takılan tipler olsalar bile, kınada "yüksek yüksek tepelere" çalarken yalandan ağlıyolar, düğün günü geldi mi "pınar başşı burma burma yaar yaaar yaaaar yaar, yaaar yar amman!!" çaldığında s.ke s.ke o halaya katılıp pisti tavaf ediyolar, "angaranın bağları da, büklüm büklüm yolları" ile kanat çırpa çırpa sekiyorlar, "kara gözlü çingenem aşık oldum ben sana" ile dokuz sekizlik bir göbek seansında kendilerini paralıyorlar.. bunlar hayatın acımasız gerçekleri gençler.. sonra sorduğunda da cevap belli: "düğünü annemler için yaptık hacı. çok istediler ikimizin ailesi de, mecburen yaptık. biz zaten akşam partiliycez moruk, bi iki saat annemlerin gönlü olsun istedik".. hade len ordan. takı töreninde şıkır şıkır para taktırırken, damat halayında yerden göğe alkışlarken öyle demiyodun.. hepimizin içinde bi tarık mengüç var hafız.. kabul edin..

ben içimdeki tarık mengüçü çaçutların düğünde piste döktüm şahsen.. hayatımda ilk (ve muhtemelen son) kez bir düğünde oynadım. umarım sauron gibi gücünü toplayıp yine içime kaçmaz tarık.. #direnfrodo..

bence bütün bu evlilik tatavasının en keyifli yanı balayı.. deniz, güneş, kum, dinlenmece ve ölesiye seks.. eğer direk balayına skip edilebiliyosa bu ilişki mevzusu yarın evlenirim hacı.. net..

daha önce en yakın arkadaşını evlendirmemiş olanlara tavsiyeler;
1- EVLENDİRMEYİN!!!
....
insanın ağzına s.çıyor vesselam..

bu yaz nedense önceki yazlara göre daha az sıkıcı ve daha koşturmacalı geçti. üstelik sadece 5 gün deniz kenarında geçirmeme rağmen.. yaşlanıyorum galiba..

tatil vakti geldiğinde deniz-güneş-kum yerine dağ-yayla-tarihi yer tercih etmeye başladıysan, yaşlanıyorsun demektir.. aklını başına devşir..

yaşlandıkça yeni arkadaşlık kurmak ne kadar da zorlaşıyormuş lemurakoyun. içi şişiyor insanın..

roger waters konseri efsaneydi.. bir pink floyd değil ama orjinali gibi, birebir, hiç anlaşılmaz.. comfortably numb solosunda boşalmayan var mı?

hatunlar, asla evet demeyecekleri heriflerin peşlerinde koşmalarına bayılırlarmış, heriflerin hislerinin zerre önemi yokmuş, hatun kişi, gerçekte gönlünü kaptırdığı esas oğlanı elde edene kadar kendisine yazılmakta(evet iğrenç bir kelime, farkındayım..) olan hiç bir herifi net bir şekilde reddetmez böylece sürekli güzel ve çekici olduğu hissiyatını canlı tutarak bir nevi osbir çekermiş, osbir çekilirken zavallı heriflerin "sabun"dan başka birşey olmadıkların farkında olma ihtimali yokmuş, zavallı sabuncuklar ancak osbir bittikten sonra duruma uyanıp kendilerini bol suda köpürtürlermiş.. gökten üç elma düşmüş...

get lucky.. son dönem favorim..

go-kart efsanevi bişeymiş.. mutlaka yapın ama önceden bel fıtığı ameliyatı için gün almayı unutmayın.. ayrıca sonraki 3 gün elinizden-kolunuzdan randıman beklemeyin.. benden söylemesi..

yüksek lisansa başladım. hatta ikinci senesi başlayacak yakında. şimdilik herşey güzel gidiyor lakin bir yolunu bulup yurtdışına kaçmam lazım doktora için. şans ve başarı dilemekten öteye geçip bana okul, hoca ve burs bulmak isteyen canlara kapım her zaman açık.. imece rules!..

ifmoya girdim lan.. çok keyifli.. ışın kılıcı fln.. konserlere gelin hacılar..

amerikalı bir dostumdan aksanımın "komik" olduğunu öğrendim. meğer amerikan aksanı yerine amerikan saksağanı varmış bende.. gıdaklıyomuş..

çArşı.. başka söze gerek yok..

g.t, göbek aldı başını yürüdü. böyle lego gibi, göbeği "fıp" diye çıkarıp atsak fln olmuyo mu? illa aç mı kalmak lazım lan.. nası yapsak? "e iyi de ayı gibi yiyosun olm" diyenleri duyuyorum.. ağzınızı kırarım..

adalar.. o atmosfer başka yerde yok.. bi de bozcaada var tabi.. dı bestıst..

yetmişlik sek martiniyi 2 saatte içersen ne olur? polonezköydeki villanın tuvaletine sorun, o anlatır..

ilk defa bir partide temizleyen ekipte değil de kusan ekipteydim. yeniliklere açık olmak lazımmış..

bu sene hem tour de france'ı hem wimbledon'u kaçırdım.. "bi elaamet geldi, anam gıyaamet gopiyi dedim.. vvuuuuuuuu"

yazacak çok şey birikmiş. lakin saat 3 oldu ve yazı da iyice zenci s.kine döndü, sonu gelmiyor.. bitiriyoruz efem..  yarın sabahtan okula gidip piyano çalışmam lazım.. ben, notalarım ve terli tişörtlerim orada olacağız.. buyrun gelin, kahveler benden..

hayde siyu!..

8 Ocak 2013 Salı

El

sıradan bir organ değildir el. doğduğumuz andan öldüğümüz ana kadar diğer bütün organlarımızdan çok daha fazla şey için kullanırız ellerimizi. bu yazıda kronolojik olarak el ve kullanımları üzerine bişeyler çiziktireceğim. hayde bismil..

doğduktan hemen sonra yumru halinde kafamızın iki yanında tutarız onları. bazen içgüdüsel olarak ağzımıza götürmeye çalışır, çoğunlukla başarısız oluruz.. sıklıkla "nah" yaparız o minicik sevgi yumaklarıyla. yirmi sene sonra yapsak aynı şeyi dayak yememize sebep olur ama boyutumuz bu kadar küçükken bizi dövmek yerine sever insanlar. "bak hulki, hareket çekiyo bizimkisi.. aman da aman.. yerim o ellerini senin!! agu bugu!!.."
sonra bişeyleri tutmaya başlarız minik cevizciklerimizle. en çok da anne-babamızın parmaklarına bırakmamacasına sarılır, onlara mesaj göndeririz adeta "ömrünüz boyunca yapışıcam size, ağzınıza s.çıcam olum!" deriz... anlamaz saftirikler. yine sevinirler "bak hulki bak ne kadar da güçlü bizimkisi.. tuttuğunu koparıyo maşşallah.." sonra yavaştan annemizin memelerine yapışmacalar başlar. elektra kompleksinin başlangıç aşamalarıdır bunlar freud abimize göre. yirmibeş sene sonra yapışacağımız memelerin, annemizinkilere benzeyeceğini söyler. haklıdır da. düşüncesi ne kadar tiksinç olsa bile, haklıdır freud abimiz. itiraf edin.. yine de o boyutlardayken "karnı acıkmış ah canım canım. bak hulki meme istiyo bizimkisi.. gidip emzireyim ben şunu.. agucuk bugucuk!!" der annemiz. başkaları da güler buna.. boyut önemli tabi..

tutma olayını abartırız büyüdükçe. eşyaları tutarız, hatta tutup atarız biyerlere.. yemek yemek için kullanmaya başlarız hafiften. lokmaları tutmaya çalışırız, ağzımıza götürmeye çalışırız, başaramayız, severler bizi yine, gülerler.. burnumuzla oynamaya başlarız hafiften. kakamızı dürteriz meraktan .. böcek falan yeriz iyice tutmaya alıştığımızda.. hep gülünür bunlara.. komiktir de..

ufaktan çükümüzü/kukumuzu farkederiz. onları dürtmeye başlarız nedir bu diye. bebeklikten çocukluğa geçtikten sonra oyun oynamak, yemek yemek ve yaramazlık yapmak için kullanırız kolumuza bağlı beş parmaklı uzuvlarımızı.. sonra okul başlar kalem tutmayı öğreniriz. ödevler gelir sonra. belki bir enstruman çalmaya başlarız veya basketbol gibi sporlarla tanışırız hafiften.. temizlik, oyun, beslenme, ödev, eğlence gibi amaçlarla kullanmaya başlamışızdır artık işlevsel topaçlarımızı.. uzun bir süre de böyle gider bu. taa ki ergenliğe kadar..

işlerin çirkinleşmeye başladığı dönemdir ergenlik. kendi kıçımızı yıkamaya başlamışızdır ergenlikten önce ama ergenlikle beraber vücut temizliği beş kat arttığı için işler çığırından çıkmaya başlar.. mastürbasyonun keşfi ile ellerimiz doktoralarını alıp doçentliğe doğru yol alırlar.. artık pek çok birbiriyle çelişen, beraber düşünüldüğünde mide bulandıran işleri sadece bu iki köleye yüklemişizdir çoktan.. yemek yaparken veya yerken kullandığımız elleri, dübür çeperinde kalan kakaları temizlemek, osbir çekmek, burun karıştırmak banyo yaparken her tarafımızı temizlemek, otobüste/minibüste başka ellerin defalarca tutunduğu demirlere tutunmak ve ev temizlemek gibi işlerde de kullanırız mecburen. nasıl? mideniz bulandı değil mi? yaptık hepimiz. ergenliğe girmemizle saflığını yitirdi eller.

sonra okul bitti meslek sahibi olduk, kimimiz elleri deforme eden işlerde çalıştı, kimimiz bilgisayar başında parmak izleri silinene kadar zorladı ellerini. bir yandan başka her şey için kullanmaya devam ettik ellerimizi. sevişirken çok önem arzetti eller. tokalaştık, meme/g.t avuçladık, sivilce sıktık, yılbaşı hindisine mağara adamları gibi daldık, hareket çektik, yumruk/tokat attık, para aldık/verdik, kartopu yaptık, tuvalete düşen telefonu çıkarttık, çocuğumuzun başını okşadık, bebeğimizin gazını çıkarttık... ve daha neler neler..

bütün bu çelişen işler için aynı iki bahtsız bedeviyi kullandık. ellerimiz.

yaşlandıkça çekti, küçüldüler. damarlar görünmeye başladı üstlerinden, çelimsizleştiler.. titremeye başladılar ufaktan. iş göremez oldular git gide..

son olarak, buz gibi olmuş bir beden üzerinde, göğsümüze konulmuş olan bıçağa sarılı halde bırakıldılar yakınlarımız tarafından.
kefene sarılırken de hazırol pozisyonundaymışçasına vücudumuzun iki yanına sabitlendiler..

böyle oldu ellerimizin hikayesi.
kah gülerken ağzımızı kapattık/dizlerimizi yumrukladık, kah ağlarken başımızı aralarına aldık/gözyaşlarımızı onların terslerine sildik, kah sinirle başkalarına vurduk onlarla, kah sevdik birilerini/dokunduk/okşadık..

farkına varmadık ne kadar kıymetli olduklarının..
"bir elin nesi var, iki elin sesi var."
"iki eliyle bi s.ki doğrultamamak"
"elizabeth"... demeyin,
öpün elinizi, onları sevin.. bu kış soğuğunda eldivensiz çıkmayın dışarıya, onları üşütmeyin..

21 Ekim 2012 Pazar

Terlemek

Terli bir insanım ben. Bunu beni tanıyan herkes bilir. Benimle temas kurmuş herkes kendi açısından ne kadar terli olduğum konusunda bir fikre veya duyguya sahiptir. Fakat bütün bu ter sorunsalının (sorunsal mı? egoya gel lan..) benim açımdan nasıl duygu ve düşüncelere yol açtığı konusu bu güne kadar hep muallakta kalmıştır (çok da s.kindeydi..). Bu yazıda size, madalyonun öteki yüzünü göstereceğim (ooo, metaforlar metaforlar.. artizz..) Terli bir insan olmak neymiş, anlayacaksınız..

Yakın arkadaşlarım, yeni tanıştığım birilerinin de olduğu bir ortamda beni "abi kışın dışarda kar yağıyo, bizim bokumuz donuyo, bu herif tişörtle geziyo yeaa!" cümlesinin varyasyonlarıyla tanıtırlar.. Öyledir hakkaten. En soğuk havalarda tişörtümün üzerine uzun kollu bir hırka ile vücudumun ihtiyacı olan sıcaklığı korumayı başarırım genelde. Bu durum bazı arkadaşlarımın sinirini bozmaya başlamıştır sanırım ki "ya ozan bis.ktrgit yeaa!" dedikten sonra montlarına gömülürler bazen; zira ben, o sırada sıcakladığım için hırkamın fermuarını açıyor olurum.. Üşümemesiyle meşhur olan bir insanım.. evet..

Bir avantaj gibi dursa da, aslında dört mevsim işkencedir üşümemek. Kışın; üzerimde hırkayla bir süre yürüdükten sonra bindiğim toplu taşıma aracında bir anda her gözeneğimden ter boşalır. Otobüsün/minibüsün içinde benden başka herkes montunun/kabanının içine gömüledururken, ben, terlediğim için hırkamı çıkarıyor olurum. "uzaylı mı lan bu?", "artise bak amk. üşümüyorum diye tişörtle dolaşıyo.. kızlara hava yapıyo aklınca.. daly.rak!", şeklinde düşünce balonları yolcuların gözlerinde beliriveriyor.. Çok eğleniyorum gerçi ama, iğrenç birşey terlemek.. Hele de herkesin üşüdüğü ortamda terlemek daha iğrenç.. Yazın; toplumun ayıplamayacağı kadar açık giyinirim hep. Fakat yine de eşek gibi terlerim durmadan. İğrenç!!.. Nefret ettiğim birşey varsa terli birisiyle görüşmektir, sarılmaktır, tokalaşmaktır.. Gelin görün ki en terli insan da benim tüm dünyada.. Kendim banyodan çıkıp kurulanmamış gibi gezdiğimden, başkalarının terlemiş olmasını sorun etmek gibi bir lüksüm yok malesef.. İğrenç oğlu iğrenç!!.. Bu da yetmiyormuş gibi yazın arkadaşlarımla buluştuğumda eşek gibi terli olduğum gerçeğini görmezden gelme çabalarına da tanık oluyorum, iyice üzülüyorum.. Tokalaşmadan sonra çaktırmadan elini pantolonuna silmeler, gözlerden okunan "ıyyy. sırıl sıklam eli.. " düşünceleri.. ; öpüştükten sonra ben ona bakmıyorken eliyle yanaklarını temizleme çabaları, gizliden gizliye Türklerin iki yanaktan da öpme geleneğine lanet okumalar.. ; sarılırken yanak yanağa temastan kaçınma girişimleri, sırtımın tersiz bölgelerini keşfe çıkmalar, mümkün olduğunca vücut temasından uzak durmaya çalışmalar, sırt yerine omuzlardan tutunmalar.. Hiç biri gözümden kaçmıyor arkadaşlar.. Yemezleeer..

Bazı can insancıklar da şöyle bir yaklaşımla geliyor; "terliyim sarılmayalım canım" diyorum, "bişey olmaz alıştık biz" diyorlar.. Lan olum ter dediğin, sidiğin bir çeşidi nasıl iğrenmezsin? Hadi tamam benden iğrenmiyor olabilirsin de terden de mi iğrenmiyorsun? Elin kolun ıslanıyor, yanakların nemleniyor.. İğrenç!.. Tamam çok seviyorsun beni, ben de seni seviyorum da yemezler arkadaşım.. Yemezleeer..

Hele bir de "Senin terin bana ilaçtır!" şeklinde babanne yaklaşımı var ki hepsinden beter.. İğrenç oğlu iğrencin oğlu!! Yaşlı insanların torun torba sevgileri biraz enteresan olabiliyor vesselam.. Neyse, oralara hiç girmiyorum..

İşin koku boyutu çok enteresan. Zira bazı can arkadaşlar "ya evet terliyosun ama senin terin kokmuyo yaa.. bazılarının vücudu kokuyo resmen, yağlı deri kokuyolar pis pis.. hiç koktuğunu görmedim ben senin yea.. şanslısın sen abi, boşver.." diyorlar.. Yani o kadar naif ki itiraz edemiyorum bile.. Canım yaa.. Kokmuyormuşum.. Arkadaşım, dünyanın en temiz, en çok üşüyen insanı bile terler.. En azından spor yaparken terlemiştir herkes. Ve spor ayakkabıların, erkek soyunma odalarının, terli çorapların, penis, testis ve vajinaların, koltukaltlarının kokmalarıyla meşhur olmaları boşuna değildir.. Kendimizi kandırmayalım.. En azından ben yemiyorum arkadaşım.. Ter, kokar.. İstediğin kadar roll-on, deodorant vs kullan.. %100 doğal beslenmediğin sürece, bok, sidik, ter, geğirik, osuruk, kokar.. Bu kadar..
Ha, kokmamak için elimden gelen her şeyi yapıyorum orası ayrı.. Hepimiz yapıyoruz.. Yaratıklardan bir farkımız olmalı değil mi?..

Herkes terler, ben daha çok terlerim.. Terliyken bana sarılmayın arkadaşım; İğrencim!..



9 Ekim 2012 Salı

Yineleme

hayatımda
yediklerimden, içtiklerimden tat alabildiğim,
sayamadım,
bilmem kaçıncı gece..

puro ciğerlerimi tıkamıyor, 
şişeden içtiğim viski içimi yakmadan mideme iniyor bu gece..
korunuyorum sanki..
birisi
ya da bir şeyler koruyor beni..

aklımda o..
ondan önce öbürü,
öbüründen de önce,
ötekisi..
akıl hapisanemde
kalakaldılar..

yanıma almak istedim,
elime,
dilime,
burnumun dibine..
girmek istedim, 
vajinasından önce
kalbine..

sayamadım, 
bilmem kaçıncı kez
başladığım yerdeyim..
ağzımda puro,
elimde viski şişesi,
kağıt,
kalem..

ağlayamıyorum artık..
gecelerdir,
haftalardır,
aylardır ağlayamıyorum..
dedim ya korunuyorum diye,
ağlatmıyor bir şeyler
ya da birisi.. 
ağlamıyorum, 
ağlanacak halimi
yazıyorum..


30 Eylül 2012 Pazar

Kesişmek

Bizim ülkemizde "kesişmek" olgusu, kısa süreli bulunduğum diğer ülkelerde yaptığım gözlemlere göre çok daha fazla ve derin yaşanıyor. Başka ülkelerde herkes kendi işine bakarken (minding their own business), bizde olay daha ziyede başkalarını gözlemlemek üzerine.. Mesela mahalle bakkalına giderken bile en azından mahallenin çocuklarının oynadığı futbol maçıyla ilgileniriz, hatta bazen biraz aşırıya kaçıp "at bakalım abinin kıllı göğsüne" diye entegre oluruz oyunun orta yerine.. Akılda ekmek almak olsa bile, sokağa çıkıldığında sanki ekmek almaya giden biz değilmişiz gibi davranırız.. Balkondaki komşularla hal hatır soruşmaca, mahallenin çocuklarına takılmaca, o sırada sokaktan geçmekte olan güzel hatun/yakışıklı erkek ile göz teması kurmaya çalışmaca.. Halbuki ne demiş atalarımız? "el s.kiyle gerdeğe girilmez.." .. hmm.. epey alakasız oldu bu ama o kadar neşeli bi atasözü ki,  araya sıkıştırmadan edemedim.. ehe mehe..

Diyeceğim odur ki efendim, bu kesişmek mevzusunun türlü türlü oluru olmazı var. Bunları anlatacağım bu yazıyı bizzat yaşadığım ve yaşandığına şahit olduğum kesişme seansları üzerine bina edeceğim. hayde bismil..

kesişmelerin en sıradanı, istiklal caddesi gibi kalabalık yerlerde yaşanan 1-2 saniyelik kısa göz sevişmeleridir.. aslında sevişme diyemeyiz, foreplay/önsevişme desek daha doğru sanırım.. o kadar sık ve o kadar hızlı yaşanır ki hiç bir kesişgili (sevgiliden devşirdiğim yeni sözcük.. yersen..) bu kısa önsevişme seansını bir daha hiç hatırlamaz. one night stand gibidir aslında biraz.. "işini bitirir, g.tünü döner yatarsın", bir daha da aramazsın.. budur..
fakat her kesişme bu kadar hayasızca yaşanmaz. bazıları özeldir, güzeldir.. teknik olarak tam bir kesişme olmasa da, sonu kötü bitse de, bir an için bile olsa mutlu eder..
göklerden inmişçesine güzel/yakışıklı biriyle karşılaşırsın bir cafede/restoranda.. o kadar güzel/yakışıklıdır ki yiyeceğin buz keser, içeceğin içilmez hale gelir, unutursun beslenmeyi.. gözlerinle doyarsın.. taa ki o insan sizi hiç s.klemeden yiyip bitirdiği yemeğinin hesabını ödeyip yine hiç s.klemeden mekanı terk edene kadar.. işte o an midene öküz oturur, hayata küsersin, "bunlar nerde yaşıyo amk? bizim etrafımızda niye yok böylesi? ızdırabını s.keyim.." diye kaderine saydırırsın.. "platonik aşk en güzeli galiba" sonucuna varıp, boka dönmüş yemeğini yer, sidikten hallice içeceğini içersin.. büyülü bir zaman parçası, yaşanır biter, her şey normale döner.. gerçek aşk sevişmesi gibidir bu.. sevgi dolu, ateşli, neşeli, kısa süreli.. böyledir..
baştan sona ızdırap gibi geçen kesişmeler de olur.. bunun en kralı da toplu taşıma araçlarındadır..
önce kısa bir bakışmayla başlar.. sonra başka yöne bakarsın, sonra "acaba bana bakıyomu?" diye bir kez daha bakarsın, baktın bakıyo, gözlerini kaçırırsın önce. sonra direk ona bakmazsın da arkasındaki bişeye bakıyomuş gibi yapıp ona bakarsın çaktırmamaya çalışarak. baktın bakmıyo, sen bakarsın, bakarsın, bakarsın... arada bakışmalar çakışır, kesişmeye dönüşür, inatlaşırsın "önce o başka yöne baksın" diye, hakkaten de önce o başka yöne bakar.. kafandan telepatik olarak ona ulaşmasını umduğun binlerce monolog geçer, harekete geçmek istersin, beceremezsin.. tam bir işkenceye dönüşür.. birinizden biri ininceye kadar, belki karşılıklı belki karşılıksız, tatlı bir işkence seansı yaşanır. sado-mazo seks gibi düşünülebilir bu. acılıdır, acıtır, daha da acıtsın istersin, yapmaya devam edersin.. budur..
bir de çok uzun zamandır görmediklerinle yaşadığın kesişmeler vardır. soru işaretleriyle doludur baştan sona.. "o muydu? öteki miydi? gidip selam vereyim mi? hatırlar mı ki? beni görmüş müdür? gördüyse tanımış mıdır? selam vermeye gelecek mi? selam versem de ne konuşucam ki? selam vermeden uzaklaşsam çaktırmadan uyanır mı duruma? sonra facebooktan bulup darlamasın 'gördün de selam vermedin' diye? selam verirsem de o çıkmazsa naparım? işim de var elimi verip de kolumu alamazsam nolur?" bu sorular kafandan geçerken birkaç kez kesişirsin, manalı bakışlar atışılır, onun gözlerinden de benzer sorular okursun ama ondan da adım gelmeyince yoluna devam edersin.. heyecanlıdır.. yeni tanıştığın biriyle asansörde sevişmek gibidir.. heyecanlı, sorularla dolu, adrenalin deposu.. böyledir..
kesişmeden kaçınanlar var bi de.. ona baktığını bilir, kesişme daveti yolladığını hisseder, tribe girip kesişmez seninle.. öyle bi noktaya bakar ki, seni gördüğünü hissettirir, cool olduğu için kesişmez seninle ama ona bakmanı ister.. ezilirsin kısa bir süre, sonra "koy g.tüne rahvan gitsin" der, işine bakarsın.. cool hatun/herif açısından mastürbasyon gibidir bu.. kesişgilisi olmadan tatmin olur, rahatlar.. budur..
kesiştikten sonra harekete geçip tanışan, sevgili olan, hatta evlenen üstatlar da yok değil.. onların önünde saygıyla eğlimekten başka yapacak bişey yok.. eğilin, eğilin ki, göz teması kurarsanız yarın çocuğu veriverir elinize.. aman diyim..

sevişmek güzeldir, kesişmekse; pahabiçilemez..




26 Eylül 2012 Çarşamba

Hepimiz İtiraf Edelim - üç

hayatımız boyunca en az bir kere;

-okulun ilk gününde:
herkes sırayla ayağa kalkıp kendini tanıtırken, sıra bize geldi ve heyecanlandık, kelimeler birbirine girdi, saçmaladık, utandık.. sonra bizden öncekiler ve sonrakiler de saçmalayınca içten içe güldük, rahatladık.
sınftakilerin birkaçı hariç herkes yaratık gibi geldi gözümüze. "hangi sirke düştüm lan ben?" diye düşündük başta.. sonra sonra alıştık da rahatladık. 1 sınıf dolusu gollumla kim okumak ister ki?
sınıftaki hemcinslerimizden biri gözümüze inanılmaz cool göründüğünden dolayı, içten içe ağzını burnunu kırmak istedik. ileride yakın arkadaşlarımızdan biri oldu cool çocuk, orası ayrı..
karşı cinsten birisi inanılmaz güzel/yakışıklı geldi bize. kısa süreli platoniğe bağladık, sonra sonra zeka seviyesini görünce kendisinden koşarak uzaklaştık..
"acaba güzel hoca var mı lan? amerikadakiler gibi sevişsek ya birden. skandal olsak sonra gazetelere çıksak.." diye düşündük sırayla derse gelen hocalarla tanışırken. gün sonunda "bu okula girdiğim güne lanet olsun" dedik, orası ayrı..
yeni bir ders alınacaksa o sene, hoca dersin içeriğini anlattıktan sonra mümkün olabilecek en aptalca soruyu biz sorduk. hoca atarlandı, sınıfta gülüşmeler oldu.. yıl sonuna doğru aynı hocanın en favori öğrencisi olduk, orası ayrı..
biz arka sıraların birinde oturup ilk günü sağ salim atlatma derdinde sakin sakin takılırken, bir sürü sınıftaş, sanki birbirlerini yıllardır tanıyormuşçasına kikiri, kakara, geyik yaptı, bir yandan sıkılarak, bir yandan imrenerek uzaktan seyrettik. "bu nasıl sosyallik seviyesidir amk, iki saniyede manita yaptı i.ne/k.ltak!!" diye içimizden küfrettik..
istisnasız her sınıfta bir kişi inek çıktı, her hocanın söylediğine katıldı, ekleme yaptı, söz aldı, konuştu, düzeltti, bildi, bildirdi.. Sınıfın geri kalanı tarafından annesinin ve ebesinin kulakları hunharca çınlatıldı..

-öyle bir pot kırdık ki, geceleri rüyamıza girdi, vicdanımızın peşini bırakmadı..

-yutamayacağımız kadar büyük bir lokma yedik. neredeyse boğulduk, bir şekilde kurtulmayı başardık.. (metafor da yaptık.. )

-öyle bir yalan söyledik ki, ağzımıza s.çtı, hayatımızı s.kertti, geçmişimizi s.kti, geleceğimizi kararttı.. toparlaması yıllar sürdü..

-vücudumuzdaki orantısızlıklar gözümüze takıldı, aynalarda çok eğlendik..

-mastürbasyon yaparken girdiğimiz şekli şemali göz önüne alıp, başkalarının mastürbasyon yaparkenki halini düşündük, önce midemiz bulandı, sonra yarıldık gülmekten..

-ebeveynlerimizin seks yaparkenki hallerini düşündük.. önce midemiz bulandı, sonra kustuk, sonrası uzun bir terapi süreci..

-bazı hayvanların sevişmelerine tanık olduk, kimisi mide bulandırırken, kimisi tahrik etti bizi.. inek memeleri... uu beybi..

-çok ciddi olmamız gereken bir dialog sırasında, karşımızdaki kişi öyle bir dil sürçmesi yaptı ki, karın kaslarımızın sebebi oldu.. höyküre höyküre gülememek içe doğru s.çırttı..

-telefonla rastgele bir numarayı arayıp saçma salak şakalar yaptık. içten içe "numaramızdan adresi bulur mu ki lan acaba?" diye de tırsmadık değil hani..

-porno izledikten sonra "geçmişi sil"meyi unuttuğumuz için, birileri "geçmişimizi s.k"ti.

-tanıdığımız bildiğimiz en ciddi, en alakasız insanı seks veya mastürbasyon yaparken hayal etmek çok eğlendirdi bizi.. notr damn'ın kamburu gibi..

-"bir organ olarak ayak" konsepti üzerine düşündük. varılan ortak sonuç; ne kadar iğrenç olduğu..

-"küstüm sana.. aramıyosun, sormuyosun hiç.." diye atarlı bir cümleyle telefon görüşmesine başlayan arkadaşımıza "bu kadar merak ettiysen, sen arayaydın ya, y.rraaam!!" diye cevabı yapıştırmak istedik.. olmadı, olamadı..

-bolca argo katkılı ve küfürlü konuşan en saygısız bir arkadaşımızın iş görüşmesine tanık olduk, şekilden şekile girdi p.zevenk.. saygı pınarı oluverdi g.tveren.. "patrona da mı küfrediyim lan .m biti?" diye isyan etti bize, düşündük, hak verdik..

-yaşadığımız bir kayıptan sonra etrafımızdaki insanların ne bize acımasını, ne durumu ajite ettiğimizi düşünmelerini istedik.. hiçbir şey değişmesin istedik, malesef çok şey değişti..

evet.. haydi hep beraber itiraf edelim..


20 Mart 2012 Salı

Babama

"

SESSİZ GİDİŞ

(Babama)


Yedi dağları dolandım

Vardığım yeri bilirim

Başım öne eğdirmedim

Verdiğim canım bilirim


Mavi kanatlıydı atım

Değerin bilen olmadı

Güneşten atlas getirdim

Eyerine çul olmadı


Doksan yaşında çınarım

Onmaz acılar bilirim

Dokuz dalım kırdırmadım

Toprağı sırdaş bilirim


Elin uzatsan değerdin

Yüreğim tutan olmadı

Gözlerim yeşil aynaydı

Dönüp bakanım olmadı


Sisler içinde can idim

Duyup görenim olmadı

Kanat takıp göğe erdim

Adımı anan olmadı


Mustafa KÜÇÜK


Ocak 2004

İstanbul


"